18 Eylül 2014 Perşembe

KÜRESELLEŞEN DÜNYA DA YALIN ORGANİZASYONLAR EN İYİ ORGANİZASYON TÜRÜ OLABİLİR Mİ?


Genel Bir Değerlendirme
Küresel ölçekte rekabet giderek daha da artarken, bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler yeni bir ekonomik süreç oluşturmaktadır. Organizasyonlar büyüyüp karmaşıklaştıkça; hız, hareketlilik ve esneklik yeteneklerini giderek kaybetmeye başlamaktadırlar. Bu olumsuzluğu fark eden organizasyonlar, kendi bünyelerinde yapacakları değişikliklerle; güç, hız, daha büyük ölçek ve esnekliğe sahip olabileceklerini görmüşlerdir.”(Yıldırım, 2011)

Küreselleşme kavramı günümüz dünyasında sık sık tekrarlanan ve birçok konu da dilimizden düşmeyen bir kavram olmuştur. Hemen hemen her alanda anlam bulabilme özelliğine kavuşmuştur. Siyaset alanından ekonomi alanına, bilimden teknoloji alanına kadar birçok yer de karşımıza çıkmaktadır. İnsanlar artık dünya ile hareket etmeye başlamış ve içinde bulunduğu toplumu aşıp içinde bulunduğu dünyayı görmeye başlamıştır. Önceleri, kişiler içerisinde bulunduğu grubun topluluğun dışında kalmak istemez ve aitlik duygusu ona güven ve itibar aşılardı. Zaman ile bu durum kişileri toplum içerisindeki konumunu belirlemeye ve toplum ile var olmaya dönüştü. Günümüzde ise sınır denen kavramın yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlaması ile (soyut manada) insanlar arası etkileşim ve iletişim artmış mesafeler daralmıştır. Bu sebeple istediğimiz anda ve zaman da bu etkileşimleri rahatlık ile kurabiliyoruz. artık dünyanın "bir ucu ve diğe ucu" diye bir durum etkisini yitirmiş ve ortaya "merkez dünya" çıkmıştır. "Merkez dünya" da yavaş, pasif, durağan ve iletişimsiz olursan bu dünyanın dışına sürüklenirsin, ancak hızlı, aktif, hareketli, etkileşimli, iletişimi güçlü ve yaratıcı olursan her zaman enlerden pay alırsın. Enlerin gözünde ve arasında yerini alırsın. “Merkez dünya” artık ülkelerin kendi içlerine kapalı olmasını değil açık olamasını talep eder . Bu talebi yerine getirebilmek için sadelik, netlik, gereklilik, etkililik ve etkenlik açısından bu durumları göz önünde bulundurup gerekli denetimler ve planlar ve ölçüler yapılır ve harekete geçilir. Sadece kişiler açısından değil, işletmeler açısından, örgütler açısından ve topluluklar açısından burada söyleyeceğim şey: "Ya merkez dünyadan ol, ya da öl".

Küreselleşmenin Organizasyonlar Açısından Bir Değerlendirme

Organizasyonların ana hedefleri, kar elde etmek, toplumsal fayda ve varlığını sürdürebilmektir. Buradaki varlığını sürdürebilme her bir örgüt için önemlidir. Zira bir örgüt varlığını sürdürebildiği ölçüde kar eder ve toplumsal faydayı sağlayabilir. Aslında varlığını sürdürebilme durumu örgütün konumu ile alakalıdır. Dünya sahasındaki konumu ve varlığı örgütü sürekli kılmada etkendir. Küreselleşen dünya da yeniliğe ve gelişmelere açık olmak zorundadırlar. Örgütler açık sistemler olarak hedeflerine giderseler, hedefe ulaşmada daha kolay hareket edebilirler ve daha hızlı yol alabilirler. Kapalı sistemler de sadece belli bir çevresi olur ve o çevre içerisinde hareket eder. Dar çevrenin içerisinde daraltılmış işler ile uğraşmak ve belli kalıbın dışına çıkamamak ile karşı karşıya kalırlar. Ancak açık sistemlerde durum böyle değildir. Açık sistemler kendi içerisinde yaptığı işleri, edindiği kazanımları ve elde ettiği deneyimlerini sınırlarını aşarak dışarı dediğimiz çevre ile alış verişe giren sistemdir. Bu sayede örgütler kendi içerisine kapanmamış olup dış sistemde yer alan örgütlerile ilişki içerisinde bulunarak "rakip" dediğimiz kavrama ulaşırlar. Rakibe ulaşarak onların sistemlerini anlar, yorumlar ve bir süzgeçten geçirerek kendi yolunu ve hedefini ona göre belirlerler. Örgütler için en önemli nokta rakiplerdir. Örgütler rakipler ile var olurlar, mücadelesini ona göre verir ve başarı kazanıp kazanmadığını ona göre anlarlar. Her bir örgüt rakipleri göz önünde bulundurmak zorundadır. Özellikle küreselleşen dünya da yani "merkez dünyada" rekabet durumu hızla ilerlemekte ve tabiri caizse zorlaşmaktadır. Rekabet etmek her alanda kendini hissettirmekte ve baskı oluşturmaktadır.

Yalın Organizasyonların "Merkez Dünya" İçerisindeki Yeri

Bilgi çağında bilginin patlama sayılacak kadar yoğun üretilmesi, üretilen bilginin oldukça kısa sürede uygulamaya sokulması, bilişim teknolojilerindeki hızlı gelişme ve globalleşme gibi değişimler örgütleri yapılarını ve süreçlerini gözden geçirmeye zorlamakta, bilgi çağında örgütler teknoloji kullanımında hangi düzeyde olurlarsa olsunlar, ileri bilgi ve iletişim teknolojilerinin radikal etkileri ile karsı karsıya kalmakta ve dolayısıyla güncel bilgi ve iletişim teknolojileri çok dinamik bir gelişim göstererek örgütlerin yapılarında yaşanan dönüşümü hızlandırmaktadır.”(Kanbur, 2008:388)

Merkez dünyada organizasyonlar üzerindeki rekabet etkisi ve baskısı onları örgüt faaliyetleri açısından açılımlar yapmaya ve yeniliklere açık olmaya zorlamaktadır. Bu konu da rekabet ortamı organizasyonları kademe azaltmaya ve yalınlaşmaya doğru yöneltmektedir. Yalın demek sade, öz ve gereksiz her bir detaydan kurtulmuş demektir. İhtiyacımız olmayan ve ihtiyaç duyulmayan şeylerden kendini arındırmak ve sadelik denen kavrama ulaşabilmektir. Yalınlık, bir duruma, olaya, harekete, plana veya yönetime her hangi bir değer katmayan veya anlam ifade ettirmeyen işlemlerin ortadan kaldırılmasını ifade eder. Yalınlık da önemli olan nokta israftır. Ürünlerin tasarımdan, tedarikten, sevkiyatına her aşamada çeşitli israfın yok edilmesi gerekir. Ayrıca bu şekilde de maliyetlerin düşürülmesi gerekir. Daha hızlı üretim daha verimli üretim ve daha etkili hizmet ile müşteri memnuniyeti arttıtılmış olacaktır. Bunlar da yalın olmak ile olacaktır. İsraf dediğimiz nokta da örneğin fazla üretim olabilir.İşletme amaçladığı üretim hedefini gerçekleştirmiş ancak hedefini aşıp üretmeye devam etmiş olabilir. Talebe yönelik olarak gerçekleşen bu durumda belli bir israfın gerçekleşmiş olması muhtemeldir. Fordist üretim de gerçekleşen işçilerin gereksiz olan taşımalarının ortadan kaldırılması gibi üretim de gereksiz olan taşıma işlemlerinin ortadan kaldırılması gerekir. Böylece süreçten de tasarruf yoluna gidilmiş olur. Ayrıca bu şekilde gereksiz yere yapılan hareketlerin de gerçekleşmesine son verilmiş olmaktadır. Eğer üretim de talep göz önünde bulundurulmadan tahmine göre bir üretim yolunda gidilirse de bir israf söz konusu olacaktır. Müşteri memnuniyeti her işletme için önemlidir ve bu memnuniyetin yolu da kaliteden geçmektedir. Kaliteyi istenilen seviye de tutmak aslında varlığını ve vazgeçilmezliğini sürdürebilmek için işletmelerin en önemli hedefidir. Bu sebeple ürün kalitesi müşterinin istediği seviye de olmazsa vazgeçilmezlik ortadan kalkar. Aslında bu da bir israf türüdür.

Yalın Organizasyon'un Fordizm ile İlişkilendirilmesi

Yukarı da anlattığımız durumdan sonra bir diğer israf türüne geçecek olursak, Fordist üretim sistemine bir dönüş yapmamız gerekecektir. Henry Ford'un üretim atölyesinde başlayan bu sürecin ilk zamanlarında işçiler sabit araç üzerinde çalışır ve gerekli parçalara ulaşmaları gerektiğinde herbiri kendisine lazım olacak olan parçayı kendi çabaları ile alırdı. Böylelikle sabit araç üzerinde uzman kişiler tarafından bir çalışma gerçekleşir. Ancak Ford bu şekilde üretimin az ve yavaş olduğunu fark etmiş ve yeni bir sistem gerçekleştirmiştir. ilk önce işçilerin gereksiz olarak yaptıkları hareketleri sonlandırmış ve yeni istihdamlar ile işçiler alıp malzemeleri işçilerin yanına taşıttırmıştır. Daha sonra hareketli bant dediğimiz sisteme geçiş yapılmış ve her işçi kendi bölümünde ve önüne gelen her bir parçaya aynı işlemleri uygulayarak üretim sürecinde yer almaktadır. Böylelikle işçiler tek bir konuda ve tek bir işlem üzerinde uzmanlaşmaktadılar. “Yapılan üretim belli özel müşterileri değil, toplumun
genelini hedeflemektedir. Kitle üretimi için gerekli olan kitlesel talebin örgütlenmesi ve
oluşturulması öngörülmektedir.”(Saklı, 2013)
Fodist üretim sürecinin ve Fordizm’in üretimde, işletmelerde ve organizasyonlardaki en büyük katkılarından en önemlisi gereksiz hareketler ve gereksiz işlemler ve gereksiz süreçlerin ortadan kaldırılıp hızlı hareket, daha az maliyet e daha çok üretimi gerçekleşirmenin önü açılmış oluyor. Aslında tam da bu noktada Fordist üretim süreci ile yalın organizasyon dediğimiz kavram birbirlerine bir yaklaşım göstermektedir. Yalın Organizasyon’un bir nevi temelini oluşturan Fordist üretim sistemleri yalınlaşmaya bir örnek teşkil etmektedir. Yani karışıklıkları önlemesi açısından, basitlik derecesinden, hızlı oluşu bakımından bir temel oluşturmaktadır. Yalın organizasonların hedeflediği noktaya fordist üretim temelden bir giriş yapmıştır ve gereksiz diyebileceğimiz bazı durumları ortadan kaldırmıştır. Tam olarak bu iki kavramın birbirine benzediğini söyleyemeyiz. Zira biri Klasik anlayışın ürünü iken bir diğeri Modern anlayışın bir ürünüdür. Burada söylemeye çalıştığımız şey temeldeki bir benzerliktir. Klasik anlayışta katıcılık, kurallılık ve insanı göz ardı eden etmenler mevcuttur. İnsanı adeta makinelerin bir dişlisi olarak algılarlar. Ancak bu durum Modern dediğimiz anlayışa geçtiğimizde ılımanlaşır ve insan dediğimiz varlığı göz önüne alarak ön plana çıkarır. Katı anlayışı bir kenara bırakarak daha esnek bir yapının varlığını görmekteyiz. İnsanın psiko-sosyal yönüne bir yönelim durumu mevcuttur. Bu yönelimin ilk belirtileri çeşitli araştırmalar ile ortaya çıkmıştır. Ancak burada her ne kadar insanı ele alsalar da araştırmanın genel itibari ile amacı daha çok ne kadar verimlilik sağlanır? Verimlilikte artışı daha çok nasıl sağlayabiliriz? Örgüt ortamının çalışmalara etkisi var mı, yok mu? Bu gibi sorulara cevap aranmakta ve örgtüler kendi çıkarlarını göz önünde tutmak zorunda oldukları için hedefte çıkar var. Modern yapıya giren yalın organizasyonlar da sistem önemlidir. Sistemin işleyişi basit, sade ve anlaşılır olmalıdır.

Yalın Organizasyonlara Yönetim Çerçevesi İle Bakış
Yalın organizasyonlar, takım ruhunun hâkim olduğu, müşteriler tarafından yönlendirilme ve sürekli gelişme ilkesine dayalı, basık bir örgüt piramidi içinde yetki devrinin etkin şekilde hayata geçirildiği, basitleştirilmiş görevlerin büyük bir etkinlik içinde yerine getirildiği bir yapı olarak tanımlanmaktadır”(Kanbur, 2008:398)

Yönetimin asıl görevi emri altındaki çalışanları belli hedefler çerçevesinde ve belli uygulamalar açısından yönlendirmektir. Yönlendirmek, yönetmekten daha etkili ve daha farklı kavramları üzerinde toplar. Yönetmek sadece emir vermek ve yetki vermek diye nitelendirilir. Ancak yönlendirmek kavramı, çalışanı kendi bilgi ve becerisi çerçevesinde hareketini kolaylaştırmak ve hareket alanı sağlamaktır. Ayrıca yalın organizasyonlar da yönetim yetki devri ile çalışana önemli sorumluluklar yükler. Bu sorumluluklardan dolayı çalışanların kendilerine güveni gelir, farkındalık içerisinde olurlar, işlerinin önem derecesini anlarlar ve konsantrasyonu artar. Yönetimdekiler, çalışanlarının çalıştıkları ortamları uygun şekilde olmasını sağlamakla da yükümlüdürler. Bunun için gerekli işlemleri yerine getirirler. Çalışma yeri ve ortamı da sade ve basit düzeydedir ve güvenilirlik önemlidir. “Örgütsel başarının artırılması, etkinliğin ve verimliliğin yaratılması iş yaşamında büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma örgütün başarılı, etkin ve verimli olmasının büyük ölçüde örgüt mensuplarının birbirine duydukları güvene bağlı bulunduğu görüşüne dayanmaktadır. Gerçekten örgütsel güvenin, tüm çalışanların kendilerine ve birbirlerine duydukları güven derecesi ile ilgili olarak oluştuğu ve örgütsel yapıyı belirli ölçüde etkilediği kabul edilmektedir.”(Asunakutlu,2002) Yalın organizasyonun yapısal şekli yani hiyerarşik düzeni az kademeli ve gereksiz kademelerden arındırılmıştır. Aslında bu noktada kademe azaltma dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır. Örgütler kademe azaltarak daha hızlı iletişim, daha etkili yönetim ve daha iyi kontrol ile hedefe ulaşma da bir kolaylık sağlanır. “Günümüz de kurumlarının, hantal ve hiyerarşik yapılardan uzak, daha yalın ve  karar verme süreçleri daha kısa bir organizasyonel yapıya ihtiyaçları her geçen gün artmaktadır.”(Ersen,2013)
Yalın örgütler de çalışanlar arasında adeta bir takım ruhu hakimdir. Bu tür organizasyonlar da planlama ve hareket edebilme önemli ölçüde takım alışanlarına verilmelidir. Yetki ve sorumluluklarda da devir yapılır. Değişim ve değişikliklere açık olarak varlığını sürdürür ve bu şartlara uyum sağlar. Yalın organizasyonlar açısından müşteri önemli noktadır. Bu sebeple yapılanması müşteri odaklıdır. Müşteri talep ve yönelimlerini göz önünde bulundurarak yönetimi ona göre belirler. Bir diğer nokta olan yönetimin elinde bulunan karar verme yetkisinde çalışanlarında söz sahibi olması ve karar vermede etkili olabilmesi basit ve göreceli bir yapı da olmalı ve olur. Bir çok seviye de bilgi serbestçe paylaşılır. Bilginin dolaşım hızı iletişim sayesinde istenilen seviyededir. Çalışanlar tarafından oluşturulan takımların başarılı olmaları durumunda ödüllendirilmeler devreye girer. Ödül sayesinde çalışanlar isteklendirilir ve teşvik edici bir rol üstlenmiş olur. Bu sayede örgütün içinde yer alan her bir kişi bulunduğu yerin ve seviyesinin ne olduğunu anlar, ona göre hareketini daha özen ile yerine getirmeye çalışır ve bir sonraki aşamalara hazırlanış sürecinde bu özeni ve dikkati liyakat ile yerine getirecektir.

SONUÇ

Yalın organizasonların ilk ve en önemli amacı ellerinde bulunan kaynakları en etkili, en iyi ve en yöntemli bir şekilde kullanılmasını sağlar. İşletmelerin müşterinin beklentisi olan “kalite” de artış sağlar. İşletmenin en büyük sorunlarından biri sayılan maliyetlerde de düşüş yaratır. “Yalın organizasyon da yalın üretim, daha az girdi ile daha az zamanda, daha düşük maliyetle ve daha yüksek kaliteli mal ve hizmet üretmek anlamına gelmektedir.” (Örnek, 2003:226)
Yukarı da da değindiğimiz rekabet kavramı yalın organizasyonlar için önemlidir. Rekabet alanında işetmenin başarılı olmasının yolu rekabet etmek ve rekabette tutunmayı sağlayabilmektir. Yalın organizasyonlar hayatın, iş hayatının ve örgütlerin bir tarzı ve vazgeçilmez özelliklerinden biridir. Bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan hızlı değişmeler ile organizasyon yapılar giderek karmaşık bir hal almakta ve bu karmaşıklık organizasyonların hızını kaybetmesine, esnek olamamasına ve özelliklerini giderek kaybattirmektedir. Bu gibi olumsuz durum ve süreçler örgütlerin bünyelerinde değişiklik yapmalarını gerekirmekte ve önemli adımların atılmasını işaret etmektedir. Bu işareti dikkate alan örgütler hızla değişim sürecine girer ve bu karmaşık, küresel ve merkez dünyaya bir an önce ayak uydurabilmenin yoluna düşerler. Bu yollardan biriside hiç kuşkusuz ki yalınlaşmadır. Yalınlaşma ile bu gibi olumsuzlukların üstesinden gelebilme daha da kolaylaşmaktadır. Yalın organizasyonlar açısından göz önünde bulundurulması ve dikkat edilmesi gereken önemli kavramlar; rakipler, rekabet, kalite, müşteri odaklılık, verimliliğin arttırımı, maliyetin düşürülmesi, israfın önlenmesi, kaynak kullanımı ve değerdir. Yalın organizasyonlar en etkili örgüt biçimi olduğu hızla anlaşılmakta ve dünyaya hızla yayılmaktadır. İşletmeler rekabette ayakta durabilmeleri ve rekabet alanların da güçlü mücadele edebilmeleri için ve ayrıca ayakta kalmak istiyorlarsa yalın organizasyonları öğrenmeli, öğretmeli ve uygulamalıdırlar.


MUSTAFA YENİAY
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ 
İŞLETME BÖLÜMÜ
Mart, 2014

1 yorum:

  1. KAYNAKÇALAR:

    ----GEMLİK, Nilay. ÖNAL, Güngör. TAŞDEMİR, Mustafa. (Haziran 2011), “Örgütsel Küçülme Yaşayan Bireylerin Statüleri İle İşten Çıkarılma Korkuları Arasındaki İlişkinin Analizi ve Medikal Cihaz Üreten İşletmeler Üzerine Uygulama” Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl 4, Sayı 1, (43-62)
    ----DİKMEN, Ahmet ALPAY, (Şubat 2003), “Standart Üründen Marka Standardizasyonuna” Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Gelişme ve Toplum Araştırmaları Merkezi (Tartışma Metinleri), No:53
    ----GÜMÜŞTEKİN, Gülten EREN. (2004) "Organizasyonlarda Ölçek Küçültme ve Ölçek Küçültme Çalışmalarında Önem Taşıyan Unsurlar." Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi.
    ----TENGİLİMOĞLU, Dilaver. ÖZTÜRK, Mehtap. (2006), “Örgütsel Küçülmenin İş görenlere Etkisi: Bir Kamu Hizmet Sektörü Uygulaması” Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı: 2

    YanıtlaSil