21 Ocak 2017 Cumartesi

ÜRETİM VE TÜKETİM YÖNETİMİNDEN YÖNETİŞİME DOĞRU

     
       Sanayi devriminden sonra yaşanan devinimlerden birisi olan Fordist üretim şekli ile seri üretim, makineleşme ve daha çok ve daha hızlı fabrikalaşma baş göstermiştir. Bu üretim sürecindeki değişiklikler sadece dar anlamda üretim düzeyinde etkisini göstermekle kalmayıp daha geniş alanlara yayılmıştır. Fordist modelin getirdiği hareketli bant sistemi ile işletmeler/fabrikalar/kuruluşlar daha çok çıktı elde ederek daha az maliyetle üretim sürecinde yol almışlardır. İşletmelerin sürekliliği varsayımı gereği maliyet-girdi-çıktı analizi yapmaları ve daha etkili ve verimli bir bileşen elde etmeleri için organizasyonlarında büyük yenilik ve dinamizm sağlamaları gerekmekteydi. Bu süreçte kuruluşlar daha çok çıktıyı daha az ham madde ve işçilik maliyetleri ile elde etmeyi başarmışlardı. Ancak bu durum belli bir süre sonra sorunları da beraberinde getirecekti. İşçilerin çalışma koşulları, yaşam alanları, emeğin karşılığı ve beklentileri sürekli birbiri ile çatışmaya başlamıştı.
       Fordist üretim süreci ile hız kazanan tek düzelik, sıradanlık ve işe yabancılaşma yerini insanı ön plana çıkaran insana değer veren ve bir makinenin dişlisi olarak görmeyen yeni bir sürece bırakmıştı. Post-Modern diye adlandırılan bu dönemde çalışanların çalışma hayatlarının yanı sıra toplumsal, sosyal ve özel hayatının da ele alınması ile yeni akımlar meydana gelmiştir. Bu akımlar ile birlikte yeni hedefler, yeni vizyonlar ve de yeni misyonlar belirlenmiştir. Bunlardan en önemlisi tüketiciyi hedef alan ve tüketiciyi kendine çekme gücünün keşfedildiği “reklam” ve “reklamcılık” faaliyetleridir. Tüketicinin iradesine, arzularına, isteklerine ve ihtiyaçlarına bir nevi ipotek koymaktadır. Artık kişi kendisinin isteklerinin esiri olmaktan çıkıp ona sunulanın esiri olmaya başlamış ve de tüketim çılgınlığı ve tüketim toplumuna dönüşmeye başlamıştır. Bunun ile birlikte yaşanan gelişmeler her zaman “tüketim” etrafında toplanmış ve merkeze yerleştirilmiştir. Dünya da yaşanan her alandaki “yeni” diyebileceğimiz gelişmeler tüketim merkezli bir sarmala yerleşmekteydi. Teknolojiden sağlığa, gıdadan pazarlamaya, satıştan alışa, ticaretten üretime, finanstan planlamaya her alanda merkezi olarak düşünülmesi gereken ''tüketimdir''.
       İstek, arzu ve ihtiyaçlarımızın ipotek altına alınması ile birlikte daha çok satma daha farklı üretim ve daha çok kazanç ile işletmeler, kurumlar ve kuruluşlar planlı diyebileceğimiz demodeliğe girişmişlerdir. “İcat edilebilecek her şey icat edilmiştir” sözü bir nevi yerini korumaktadır. Zira günümüzde icat denilen durumların eskinin devamı ve geliştirilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eskinin ürünün yerini bir kaç özellik almış “yeni ürün” almaktadır. Planlı demodelik ile kastedilen durum da yeninin özellik katsayısının artmasıdır.
       Tüketim alanında yaşanan bu gelişmeler ile birlikte organizasyonların yapısında da buna paralel olacak bir şekilde gelişmeler yaşanmıştır. Öncelikle insanlık tarihinin yaşadığı ve yaşamakta olduğu üç gelişme vardır. Bunlar; üretim toplumu-tüketim toplumu-bilgi toplumudur. Günümüz dünyasında bilgi toplumu olarak varlığımızı sürdürmekteyiz. Üretim sürecinde insanın yerini alan makineler ile birlikte insan, üretimi yöneten hale gelmiştir. Artık az kişi ile yönetim, çok kişi ile üretim süreci tersine dönmüş ve de çok kişi ile yönetim sürecine girilmiştir. İşletme ve kuruluşların giderek büyümesi ile yönetme durumu da zorlaşmıştır. Kurum ve kuruluşların bünyeleri üçe ayrılmıştır; iş yapan, işi takip eden ve işi yönetendir. Bu hiyerarşik bir tabloya dönüşmüştür. Alt kademeden orta kademeye ve üst kademeye doğru yayılan bir hiyerarşidir. Sayı bakımından alttan yukarı doğru bir azalma olsa da bilgi bakımından bu durum tam tersinedir. Çalışanların işi yönetme-yöneltme, koordinasyon ve yerine getirme durumları belirli bir plan belirli bir hedef belirli bir amaç etrafında gerçekleşmektedir. Bu amaç kurum veya kuruluşun veya toplumun faydasının gözetilerek yapılması en uygun adım olarak nitelendirilir. Yönetme ve yönetim kavramı da bu süreçler zarfında ortaya çıkmıştır. Bilgi toplumunun en önemli unsuru haline gelmiş ve hızla büyüyen gelişen toplumların (bilgi açısından) sadece yönetim ile yetinememesi sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu sorunların en başında yönetim durumunun tek elden, merkezden veya tepeden yapılması gelir.
       Kurum ve kuruluşların küreselleşen dünyada ele aldığı bir takım yeni düzenlemeler mevcuttur. Bunlar günümüzde uygulanması gereken en önemli faktörler olarak görülmektedir. Bu faktörler, koordinasyon, eş güdüm, uyum ve yönetişimdir. Kurum içinde çalışanların birbiri ile ilişkileri ve bu ilişkiler neticesinde de işin yapımına odaklanma ve en uygun düzeyde gerçekleştirmek için yönetimin en iyi yönetim biçimini uygulaması gerekmektedir. Tamamen dikey, hiyerarşiyi koruyan, alta yetki vermeyen ve üstten yetki almayan durumlarda çalışanların ve kurum dışındakilerin üzerinde bir baskı oluşacak ve baskıyı hissedeceklerdir. Bu durumun verimi etkilemesi kaçınılmazdır. Çünkü çalışan, yöneten ve bundan etkilenen üçüncü kişiler daha pasif davranma, isteksiz hareket etme ve de artık kişisel menfaat düşünülmeye başlanacağı açıktır. Bu sebeple üst ve alt çalışanlar arasında koordinasyon ya da eş güdümün yanında yetki devride söz konusu olmalıdır. Yetki devri sadece iş yükünü arttırmak ya da azaltmak olarak değerlendirilirse kötü bir sonuç gibi algılanır. Ancak yetki devri bu tanımın çok çok ötesinde bir durumdur. Zira yetki devri ile beraber üstün astına güveni artmakta astın da üstüne saygısı artmaktadır. Ast verilen görevi başarma çabası içerisinde bir mutluluk duyacaktır. Üst de kurumun daha önemli iş ve işlemleri için daha çok çaba sarf edecektir. Bunun gibi birçok neden sıralanabilir. Yani yetki devri kurum içerisinde yönetişimin önemli bir parçasıdır. Yönetişim, birlikte yönetme, birlikte çaba sarf etme, ortak amaç uğrunda birliktelik, yetki gasbı yapılmadan ortak payda da düşünebilme ve karar verebilme olarak tanımlanabilir. Bu yönetişimin kurumsal bir çerçevede tanımı olabilmektedir.  

26 Kasım 2016 Cumartesi

MODERN OLMAK İÇİN BATILI OLMAK GEREKMEZ

MODERN BATI MEDENİYETİ!
     Modern Batı Medeniyeti tarihteki en ilginç fenomendir ve eşi yoktur. Tarihte hiçbir medeniyet böyle değildir. İlk kez bir medeniyet tarihte bu şekilde ortaya çıkmıştır. Örneğin, bütün dünyayı yönetecek gücü elde edebilen tarihteki ilk medeniyettir. Bir şekilde dünyanın geri kalanı birleşse bu gücü tehdit edemez. Bu tarihte daha önce hiç olmadı. Bu gücü nereden aldılar? Halen devam eden ilginç bilimsel ve teknolojik gelişmelerden aldılar. Başınızı döndürecek daha pek çok şeyler oluyor ve son zamanlarda ilerleyen bu bilimsel ve teknolojik gelişmeler tarihsel bir fenomen olarak açıklanamaz. Fakat insanlık tarihinde tek eşsiz olaydır. Modern Batı Medeniyeti bu eşsiz gücü baskı 
yapmak için kullanır  ve bu tarihte şimdiye kadar görülmüş en büyük DESPOTLUKTUR. Modern Batı Medeniyetinin her köşesi düşük bir ahlak düzeyindedir. Dışarıdan altın gibi parlakken, içten içe çürüyen bir medeniyettir. Bu korkunç ve emsalsiz güce sahip olan ve insanlığa zulmeden Modern Batı Medeniyeti en köşe noktasına kadar içten içe ahlaken çökmüş bir medeniyettir. Aynı zamanda aldatma gücüne sahip bir medeniyettir. Dünyada bir misyonu olan medeniyet, biz bunu sömürgecilik dönemlerinde duyardık, Uluslararası İlişkilerde etkili, Jingoizmdir. İnsanoğlunu medenileştirme misyonudur. Bu misyon dünyanın geri kalanını sadece sömürgeleştirmez. Onlar dünyanın herhangi bir bölümünü sömürgeleştirdiklerinde, kendi kurumlarını oraya yerleştirmedikçe ve kendi kurallarını uygulayacak birilerini vekil bırakmadıkça "VEKALETEN", orayı onlara asla bırakmazlar. Zamanla insanlığın geri kalanını kendi Karbon Kopyalarına dönüştürme arayışında olurlar. Bu geçmişte daha önce hiç olmadı. Eğer burada ne olup bittiğini anlamaya çalışmıyorsam ben kuş beyinlinin tekiyim. Ne zaman uyanacağım! Ne zaman düşünmeye başlayacağım? Ne zaman Dünya benim için Mc Donalds hamburgerinden daha fazlası olacak? Neler Oluyor Burada... 
     İnançlı insanlar olduğumuz için savaşı zorunluluk dışında asla haklı gösteremezsiniz, asla. Sömürgeciliği asla haklı gösteremezsiniz, yada Emperyalizmi asla haklı gösteremezsiniz. Hayır, Afrika'da savaşlar yok, sadece üzücü hoşa gitmeyen ölümler var. Batı o ölümlerden "Medeniyet" yararları çıkardı. Çok kolay satın alabileceği yararlar. Çünkü o hayatları çok ucuza aldı. Çok ucuza aldı! Emperyalizm Deccal'in bu dünyada var olmasının anahtar faktörlerinden birisidir. Onun dünyanın geri kalanındaki hayatının görkemliliği bugün bizi getirdikleri noktadır. Doğal kaynaklar açısından dünyanın en zengin ülkelerinin aynı zamanda refah, zenginlik açısından en fakir ülkeler olmaları sadece bir tesadüf müdür? Üçüncü dünya ülkeleri aslında dünyanın en zengin ülkeleridir. Fakat Çağın sistemi tarafından yağmalandılar, sömürüldüler. İlah tanımaz dünyanın öğretisi:"Amaca giden her yol mübahtır." Tepedekiler(Çatı Akıl) tarafından oyuna sokulan bir felsefedir. Savaşı kızıştırmak için milyonlar ödeyen aynı dünya güçleri bütün kıtaları açlıktan kurtarmak için onda birini bile ödemezler. Hepsinden öte dünyanın geri kalanını daha fazla yozlaştırma girişimi vardır. Bizi kendi kültürümüzden ve inançlarımızdan uzaklaştırdılar ve ne yapılması gerekiyorsa zorla yaptılar.
     Batılı olmak için bir çok açıdan her şeye ve herkese kendisi için sahip olmak demektir. Batılı olmak bir çok açıdan Emperyalist olmak demektir. Göğsü kabarmış şekilde tüm dünyayı dolaşmak demektir. Her şeyin sahibi olarak çevreye bakmaktır. Onlar her şeyi yönettiklerini zannederler, sanki onlar dünyanın yöneticileri...
KİM OLDUĞUMUZU VE NEREDEN GELDİĞİMİZİ UNUTAMAYIZ. MODERN OLMAK İÇİN BATILI OLMAYA GEREK YOK. 

4 Ağustos 2016 Perşembe

KAPİTALİZMİN OYUNCAKLARI


     Dünya'nın geri kalanını kendi Karbon Kopyalarına dönüştürme tutkusu ve insanlığı kendi karbon kopyalarına dönüştürme sürecini ilerletmek için dünyayı bağlantılı kılacak, küreselleşme adında bir şey getiriyorlar. Tüm dünyayı birbirine bağlıyorlar. İşte bu şekilde tüm dünyayı birbirine bağlıyorlar. Televizyon İnsanlığın geri kalanının beynini yıkamak için başlıca unsur  olarak kullanılır ve insanlığı Batı'nın kopyası haline getirir. (SAVAŞ-TERÖRİZM)
Mesela gördüğüm şey toplumumuza ve kültürümüze bulaşmış markalaşmayı kullanmak ve bunu küreselleşmekle bağdaştırmaktır. Çünkü şimdi bir ayakkabı alacak olsanız elinizde küreselleşme hikayesi var demektir. Elinizde bir deri var ki; belki Arjantin'de üretilmiş ve Oregon'daki bir şirketle anlaşan Hong Konglu brokerlarla ticaret yapan Koreli bir üretici tarafından  Filipinler'e deniz yoluyla nakledilmiş, bu ürüne bakıp eğer bunun oluşması için gereken parçaları ayırt edebilirseniz, eğer küresel ekonomideki parçaları ortaya koyabilirseniz, işte o zaman anlarsınız. Şirketlerin size geçen yıl reklamlar vasıtasıyla ne kadar ayakkabı masrafı yaptırdıklarını, reklam için bir Süper Stara ne kadar ödediklerini, kazanan ve kaybedenler arasındaki küresel ekonomi eşitsizliğini düşünün. Araştırmalara göre son 6 yılda gördüğümüz şey, kabuğu soyulmuş ürünlerdeki markalaşma patlamasıdır. Markaların arkasına bakın nasıl üretildiklerini görmek için sahte görünüşünü soyun atın, Birleşik Devletlerde Nke işçilerinin, Gp işçilerinin, sponsor edilmiş İşçi Grupları vardır ki, bunlar ürünlerin nasıl üretildiğini anlatmak için kampüslere giderler ve tabi ki bu kampanyalar için rahatsız edici bir şeydir. Çünkü onlar Küreselleşmenin Motorları olmalarına rağmen, küreselleşmeye gerçekten inanmazlar, bu tarz bir küreselleşmeye değil, onların bütün sistemi üretim dünyasına bağlıdır. Tüketim dünyası sağlam bir şekilde durur ve bu bizim mükemmel parlak Küresel Dünyamızın ardındaki sırları öğrendiğimiz yerde insanlarla bağlantıdan uzak kalmazlar ve şimdi bu markalar pek çok açıdan küreselleşmenin en görünür hedefleri oldular. 
     Ne zaman bir Protesto gösterisi görsek; Stbks'ı, Gp'i, M.D..ds'ı koruyan gösteri polisleri(amerikan polisi) olur ve bu bana olağanüstü sembolik bir şey gibi geliyor. Onlar Küresel Dünyaya girişteki sahte görünüşü koruyorlar ve bunun meydana getirdiği şey, bunların hepsini bir araya getirmek ve mağazanın, Süper Market'in dışındaki markayı parlak bir görünüşe kavuşturmak ve ürünlerinizin nasıl kullanıldığını biliyoruz demek. Kampanyaların yaptığı budur. Küreselleşmeyi gerçek hale getirdiler. Diyorlar ki; bu yediğiniz yemekle ilgilidir, giydiğiniz elbise ile ilgilidir, çocuklarınıza aldığınız oyuncakla ilgilidir.
     Küreselleşme, Dünya üzerindeki endüstriyi birbirine bağlayan bir sistemdir ve size insanlığın onsuz yok olacağını söylerler, tıpkı makine gibi, birkaç ihtiyacını karşılayan, aynı iş çıkarlarını gözeten bir sistem. Küreselleşmiş dünyada şirketler, yaşayan, nefes alan insanlar gibidir. Modern Çağ efendiyi köle yapar. Bunlar, kanunlar tarafından dizayn edilen bir çeşit 
özel şahsiyetlerdir. Sadece kendi stokçuları içindir, iş gücü gibi yada her neyse, yatırım yapanlar için değil... Bu sistem olmadan yaşayamayacağımız ile aldatılıyoruz, FAKAT ASLINDA BİZ OLMASAK BU SİSTEM YAŞAYAMAZ. Tıpkı arı kovanı gibi... Hiç soru sormayan, çizgiyi aşmayan, Hapishane Baronlarına ihtiyaç duyan, onları seven Erkek arılara ihtiyaç vardır. İnsanlığımızı mı kaybettik? Makinenin Dişlisi mi olduk? Bir makine ki; Bizim üstümüzden ziyafet çekerek yaşayan, sayemizde oburca beslenen, sermayesini çoğaltmak için bizleri sindiren. SİZ BİR KURBAN MISINIZ? Sanırım İnsanların şirketlerle ilgili düştükleri hata şu: Tüm bu şirketlerin bizim gibi olduğunu düşünüyorlar. "General E. birçok hikayesi olan yaşlı bir adam gibidir", "Nike Genç, Enerjik", "Microsoft agresif", "Mc Dnlds genç, sempatik, açık, yürekli", "Monsnto kusursuz giyinen" gibi düşünceleri var insanların. İnsanlar sanıyor ki bu şirketlerin hisleri var, politikaları var, inanç sistemleri var. Ama gerçekten bir şeyleri var, o da bizdeki çeyrek TL'yi bile bize nasıl harcatacaklarıdır, HEPSİ BU. Tabi ki kazanç elde edecekler, bu iyi bir şeydir. Ancak bu iyi durum sadece ticaretin meşruluğu ile ilgilidir, yoksa çok ulusluluk ile ilgili değildir.   Bu Kapitalizmin bizim üzerimizde daha fazla yarar sağlaması için bir dürtüdür.

12 Haziran 2016 Pazar

AYDINLANMA İLE BÜYÜK BİR KARANLIĞA GÖMÜLDÜ AVRUPA


      Dışarıdan kazanılan bilgi kesinlikle önemlidir. Politikayla, Parasal Ekonomiyle Amerikan Dolarının önlenemez bir biçimde erimesiyle ilgili  olayları yıllardır çok yoğun bir şekilde gözlemliyoruz. Politikayı ve Ekonomiyi dışarıdan bakarak kesin bir şekilde gözlemlemek ve anlamaya çalışmak muhakkak önemlidir. Fakat bunun yanında içsel, sezgisel ve Ruhani bir anlayışla dış dünyanın içten hakikatinin ötesine gidebilmenin de  gerekliliği vardır. Gerçekte ve görünüşte Deccal'a bağlı olan her şeyin aslında birbirine karşı olduğunun farkına varmadıkça ve içsel gözle değil sadece dış bakışla kandırıldığını, yanlış yönlendirildiğini görene kadar bugünkü dünyayı anlayamaz ve yorumlayamazsın. Bu nedenle Dehşet Aldatmanın olduğu Çağın üstesinden gelebilmek için bizim bir Epistemolojiye (Bilgi Kuramına) ihtiyacımız var. Materyalist Toplumun Şans eseri oluştuğunu düşünmüyorsun değil mi? Bu öfkeli dünyaya şahit oldukça birey hiç durup gerçeğe bakıyor mu? Her an hayatımız hızla ve aceleyle geçip gidiyor ama hiç durup düşünüyor muyuz? Nasıl bu hale  geldi? Dünya sistemlerle işliyor, Mekanik bir Labirent, parmaklıkları görünmeyen bir hapishane gibi inşa edildi. Bizim güvensizliğimizi istismar eder, kendisini cehaletle zenginleştirir. Bizim heveslerimizi zapt eder. Bizim amaçlarımız sonsuza ulaşmaktan, geçici şeylere yalvarma olarak saptırıldı mı? Kendi kendimizi kaybettik mi? Peşinden koştuğumuz gerçek mi? Yoksa yanılsama mı? Arapçada Antichrist (Büyük Aldatıcı) "DECCAL" demektir. BÜYÜK ALDATICI! BÜYÜK ALDATICI! 
       Dünyanın en iyi milleti hangisidir? Kandırıldık mı? Onun yalanlarına inanmaya başladık mı? DEHŞET ALDATMANIN ÇAĞINDA MI YAŞIYORUZ? Onun Mutluluk, Başarı ve Gerçek tanımlamalarını kabul ettik mi? Yanlışa inanıp, doğruyu reddederek kandırıldık mı? Hile bu! Basit yaşamayı öğren, bundan nefret ederler.  "iyiyim" demeyi öğren, bunu tut, bundan nefret ederler. Allah'la yürü. Zihnini Özgür bırak! Bizim en üst noktaya yada en dip noktaya ulaşmamız lazım. Bizim gerçek Devlet yapısının olduğu yere ulaşmamız lazım, devlet içinde devletlik yapanlardan kurtulmak gerek, şuan Deccalin fedaileri körleşmiş ve izanı kaybetmiş durumdalar, kendi ülkesinin kendi vatanının insanlarına acımazlar, Deccalin bedduaları ile yaşayıp Deccalin emirlerine uyarlar ve sorgulamadan yerine getirirler. Bu sebeple ulaşmamiz gereken sistem Devlet Başkanlığıdır. Küresel Entrikalarda %99'luk kesim %1'lik kesim için çalışır. Ve bu %99'luk kesimin hiç sesini çıkarmamasının nedeni onların sahip olmak istedikleri her şey ile baştan çıkarılmalarıdır. TI adında bir Rap'çi bir kayıt yaptı. Dedi ki; "Sen Canının istediği her şeye sahip olabilirsin!" 
            

7 Haziran 2016 Salı

"VE İNSANLIK TEK BİR MİLLET'TEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİ..."

      Onlar Dünya'nın bir kısmını kolonileştirdiklerinde, kendi kurumlarını yerleştirmeden asla oralardan vazgeçmezler. Ki toplum onların kanunları ve vekilleri tarafından yönetilmeye  devam eder ve bu süreçte onlar Dünya'nın geri kalanını değiştirmeyi düşünürler. İnsanlığın geri kalanını  kendi Karbon Kopyalarına dönüştürmeye çalışırlar. Tarihte daha önce böyle bişey olmadı! Eğer Dünyada ne olup bittiğini anlamaya çalışmıyorsam, o halde benim kafamın içinde bir Yer Fıstığı var demektir!
    
      NE ZAMAN UYANACAĞIZ!
      Allah'ın (c.c) Elçisi Hz. Muhammed (s.a.v) bizi uyardı. Hayatı boyunca Deccal'in dünyaya salıverileceği konusunda bizleri bilgilendirmiştir ve anlatmaya devam etmiştir. Deccal Dünyaya salındığında orada 40 gün yaşayacaktır. Bir gün  bir yıl gibi bir gün bir ay gibi bir gün bir hafta gibi ve geri kalan günleri sizin günleriniz gibi... Buradan yapılan analizler gösterir ki Deccal'in bir yıl olan bir gününde Britanya Ana Merkezdi, ve Deccal bir aylık gününü yaşamaya başladığında, Amerika Birleşik Devletleri Ana Merkez oldu. Ve en sonunda Deccal'in bir günü bir hafta gibi olduğunda o evine Kutsal topraklara geri döner...
        Bugün çoğu İnsan bizim zamanımızdan geçmişe kadar baktığında Bilimin bazı derin sorulara cevap verememesinden dolayı hayal kırıklığına uğramıştır. Temel sistemde devrilme noktasına ulaştık, enerji sisteminde devrilme noktası var, gezegenimizde iklimin de devrilme noktası var. 
Parasal sistemde, yiyecek üretiminde, su kaynaklarında da devrilme noktası var. Şu anda yolun sonuna geldik. Ya Dünyamız yok olacak, Ya yenisi inşa edilecek yada her ikisi... Dünyadaki her Kültürün mutlaka Dünya'nın sonu ile ilgili kehaneti vardır. Bence bu normal, çünkü onlar bizim kültürümüzle bugün dünyaya ne olacağıyla ilgili bağlantı kurduklarını hissediyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça belirtmektedir ki; "Benden önce Ümmetini Deccal'a karşı uyarmayan hiçbir Peygamber olmadı."  Deccal'le ilgili Hz. Nuh (a.s.)'da Kavmini uyardı. Hz. Muhammed (s.a.v.) dedi ki: "Ben size Deccal'le ilgili daha önce kimsenin söylemediği bir şey söyleyeceğim. "O tek gözüyle görür, Sol gözüyle. Onun sağ gözü kördür. Şişkin bir Üzüm'e benzer gözü, ama sizin İlahınız Tek Gözlü değil."(Burada Deccal'in ilahlık taslayacağına atıfta bulunulmakta). İki gözünün arasında Kafir yazmaktadır ve tüm Müminler bunu okuyabilecektir. Mümin doğru Din'i kabul eden kimseye denir. Fakat sadece ağızla kabul eden değil, Kalbiyle de hissedendir. İman eden tüm Müminler (okuryazar yada değil) Deccal'i  tanıyabilecekler. Peki o halde onu tanıyamayanlar kimlerdir? Eğer kişinin İnancı varsa tanıyacak, yoksa tanıyamayacaktır. Belki onu göz muayenesi için Doktora götürmek zorundayız, Niye okuyamıyorsun? Ama Göz muayenesinin sonuçları gelir. Mükemmel görüyor, hiçbir hastalık yok. Katarakt değil onun gözleri mükemmel ama neden o okuyamıyor? Bizler bu gözlerden başka göze sahip miyiz? Bizler bu kulaklardan başka kulaklara sahip miyiz? Ya da bu duyularımız haricinde
başka bilgi alabiliyor muyuz? MODERN MATERYALİST DÜNYA buna HAYIR der...ama KURANI KERİM EVET der... KURAN kalbimizin de görebildiğini belirtir. KURAN kalbimizin de duyabileceğini söyler. Kişinin kalbine o inanç girdimi, Allah (c.c) Kalbin içine inancı yerleştirir. Oradaki ışık ve kalpteki ışık gözlerin göremediğini görür. Şimdi İnançlı kişi hem daha fazla şey görür gözlerin görebileceğinden hem daha temiz ve açık görür. Şimdi o kalbiyle görüyor ve Deccal'in Sol gözünün  dış görünüşünün Sağ gözünün ise iç görünüşünün neyi temsil ettiğini anlar. Deccalin gözlerinin önü torbalanmış nurdan yoksun bir görünüm arz eder.  Yaşadığ şehir belirtilere göre 11 harften oluşan bir şehirdir.

19 Kasım 2015 Perşembe

DURDUĞUMUZ YERİN SAVUNMASI

***3. AŞAMA***
----EMİNİM Kİ GÖKKUŞAĞI'NIN ALTINDAKİ ALTIN KASE VE ONU HİÇ KİMSENİN BULAMADIĞIYLA İLGİLİ ESKİ HİKAYEYİ DUYMUŞSUNUZDUR, PEK ÇOK İNSAN BUNUN SEBEBİNİN ALTIN KASE OLMADIĞI İÇİN OLDUĞUNU SÖYLER
----ANCAK ASIL SEBEP ASLINDA GÖKKUŞAĞI'NIN OLMAMASIDIR
----AÇIKLAMAMA İZİN VERİN
----ÖYLE BİR ŞELALE Kİ ÇOK ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ VARDIR, ŞELALENİN ARKASINDA BİR KAYA ÇIKINTISI VARDIR, VE BU ÇIKINTI Ş
ELALENİN ETRAFINDA YÜRÜMENİZİ VE ONA HER AÇIDAN BAKABİLMENİZİ SAĞLAR
----GÜNEŞLİ BİR GÜNDE, BUĞULU DÜŞEN SUYUN İÇİNDE ŞELALENİN ÜRETTİĞİ PARILDAYAN GÖKKUŞAĞI'NI GÖREBİLİRSİNİZ, GÖKKUŞAĞI'NI ŞELALENİN SAĞINDAN BAKTIĞINIZDA GÖREBİLİRSİNİZ, ŞELALENİN ARKASINA GİTTİĞİNİZDE ŞELALEYİ VE BUĞUYU HALA GÖREBİLİRSİNİZ FAKAT BU AÇIDAN ORTADA BİR GÖKKUŞAĞI YOK. BU NASIL OLABİLİR?
----ORTADA FİZİKSEL OLARAK BİR ŞELALE VAR VE SİZ ONU HERHANGİ BİR AÇIDAN GÖREBİLİRSİNİZ DİĞER YANDAN GÖKKUŞAĞI FİZİKSEL BİR OLAY DEĞİLDİR, BU YÜZDEN ONUN YANINA GİDİP ONA DOKUNAMAZSINIZ
----GÖKKUŞAĞI GÖZLE İLGİLİ BİR DOĞA OLAYIDIR, SUDAN YANSIYAN IŞIĞIN HAVAYA DÜŞMESİYLE OLUŞUR, BU SEBEPLE ANCAK BELİRLİ BİR GÖRÜŞ AÇISINDAN GÖRÜLEBİLİR, BU BİR TÜR ÇÖLDEKİ SERAP GİBİ
----VE SİZ ONA YÜRÜRKEN GÖKKUŞAĞI'NIN KAYBOLMASININ SEBEBİ BUDUR
----DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLIYOR MUSUNUZ?
----GÖZLEMCİNİN DIŞINDA OLUŞAN BİR GÖKKUŞAĞI YOKTUR, GÖKKUŞAĞI GÜZELLİK GİBİDİR, BÜTÜN OLAY BAKAN KİŞİNİN GÖZÜNDEDİR
----EĞER GÖKKUŞAĞI'NA FARKLI AÇILARDAN BAKAN İKİ İNSAN VARSA, ONLARIN İKİSİ DE GÖKKUŞAĞI'NI GÖREBİLİRLER ANCAK BU AYNI GÖKKUŞAĞI OLMAYACAKTIR
----BELİRLİ BİR NOKTADAN GÖRÜNEN BİR GÖKKUŞAĞI BAŞKA BİR AÇIDAN GÖRÜLEN GÖKKUŞAĞIYLA AYNI DEĞİLDİR
----*ŞİMDİ KENDİ GÖRDÜĞÜ GÖKKUŞAĞI'NIN GERÇEK OLDUĞUNU VE DİĞER İNSAN TARAFINDAN GÖRÜLEN GÖKKUŞAĞI'NIN İSE ALDATMACA OLDUĞUNU DÜŞÜNEN BİR ADAM HAYAL EDİN, O DİĞERLERİNİ BU KONUDA İKNA ETMEYE YELTENİR VE EĞER ONA İNANMAZLARSA ONLARI ÖLDÜRÜR*
----MUHTEMELEN BU İKİ İNSANIN GÖKKUŞAĞI ANLAYIŞLARI KONUSUNDA ORTADA CİDDİ BİR YANLIŞLIK OLDUĞUNU KABUL EDİYORSUNUZ
----İNSAN OLARAK FARKLI FİKİRLER, AMAÇLAR VE ANLAYIŞLAR ORTAYA ÇIKARMAK İÇİN FARKLI ZİHİNSEL ÖZELLİKLERDE YARATILDIK, BU KADAR FARKLI AKLIN OLMASINDA BİR HİKMET VARDIR
----*ÖYLEYSE NEDEN PEK ÇOĞUMUZ DÜŞÜNCENİN TEK BİR YOL ÜZERİNDE VEYA TEK BİR ŞEKİL ÜZERİNDE KURULMASINDA BU KADAR ISRARCIYIZ?*
----NİÇİN BİZİMLE AYNI FİKİRDE OLMAYAN İNSANLARLA KAVGA ETMEYE DEVAM EDİYORUZ?
----FARKLILIKLARIMIZ ÜZERİNDEN KAVGA ETMEK YERİNE, İNANIŞLARIMIZA BİZİM İÇİN EN İYİYİ OLUŞTURMAK İÇİN MÜSAADE ETMELİYİZ
---BU BİZİMLE BAŞLAR, DÜNYAMIZI GELİŞTİRMEK İÇİN, KENDİ ŞARTLARIMIZI, HAREKETLERİMİZİ, KARAKTERLERİMİZİ GELİŞTİRMELİYİZ
----TÜM BUNLARI ETKİLİ BİR ŞEKİLDE YAPMAK İÇİN, ÖNCELİKLE KENDİMİZE KARŞI DÜRÜST OLMAMIZ GEREKİR
----KENDİ YAPTIĞIMIZ YANLIŞLARI BİLİP, KENDİMİZİ ONLARDAN ARINDIRMAK UMUDUYLA..

1 Ağustos 2015 Cumartesi

FARKLI KAPASİTELER FARKLI AÇILAR

***3. AŞAMA***
----BİZLER SINIRLI KAPASİTEYE VE SINIRLI ZİHİNSEL YETENEKLERE SAHİP VARLIKLARIZ
----HALA SONSUZ BİLGİNİN OLDUĞU EVRENDE YAŞIYORUZ, SONSUZ GERÇEĞİN OLDUĞU EVRENDE
----BAZILARIMIZ YETENEKLERİMİZİ KEŞFETMEK İÇİN KULLANIR
----ANLAMAK İÇİN
----ANCAK KAPASİTEMİZ SINIRLI OLDUĞU İÇİN, ULAŞTIĞIMIZ SONUÇLARIN YOLCULUĞUMUZUN SADECE BELİRLİ KISMINI OLUŞTURDUĞUNU ANLAMAMIZ GEREKİR. KİMSE BÜTÜN GERÇEĞE ULAŞAMAZ
----AMA YİNEDE, HER BİRİMİZ GERÇEĞİN BİR BÖLÜMÜNE SAHİBİZ
----VE YARATICI BİLGİ, VARLIK VE BİLGELİKTE SONSUZ OLDUĞU İÇİN BİZ O'NU BÜTÜNÜYLE ANLAYAMAYIZ
----İNSANLAR HANGİ GÖRÜŞÜN DOĞRU OLDUĞU KONUSUNDA TARTIŞIYORLAR
----BİR OKYANUSU ÖRNEK ALALIM
----EĞER OKYANUS MUTLAK GERÇEĞİ TEMSİL EDİYORSA, BİZİM SAHİP OLDUĞUMUZ SADECE BOŞ BİR FİNCAN. BU BİZİM KAPASİTEMİZ
----BU YÜZDEN FİNCANIMIZI NE KADAR DOLDURDUĞUMUZUN BİR ÖNEMİ YOK, SADECE OKYANUSTAN SINIRLI ÖRNEKLER ALMAYA DEVAM ETMİŞ OLURUZ
----ŞİMDİ BİRBİRLERİYLE HANGİSİNİN FİNCANININ EN İYİSİ OLDUĞU KONUSUNDA MÜCADELE EDEN DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAKİ İNSANLARI DÜŞÜNÜN, VE NEDEN HER BİR FİNCANIN DOĞRU BAKIŞ AÇISINA SAHİP OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN
----ASLINDA HİÇBİRİMİZ OKYANUSUN HEPSİNİ FİNCANA DOLDURABİLECEK KAPASİTEYE SAHİP DEĞİLİZ
----VE İŞTE BU BİZİM ALLAH'LA, GERÇEKLE VE DİNLE OLAN İLİŞKİMİZDEKİ DURUMUMUZ
----KİMSE KİMSEYİ YARGILAYACAK DURUMDA DEĞİL ÇÜNKÜ HERKESİN GÖRÜŞÜ KENDİSİNE GÖRE KESİNLİKLE DOĞRU
----BU SADECE BİR ALGI MESELESİ
----TABİ Kİ BAZILARI DİĞERLERİNDEN DAHA DOĞRU, VE BAZILARI FİNCANLARINA HARİCİ ZEHİRLER KATIYORLAR, FAKAT HİÇ BİRİ BÜTÜN BİR GERÇEĞİ ELİNDE BULUNDURMUYOR
----DİĞER İNSANLARIN AYNI OKYANUSTAN GELEN FARKLI FİNCANLARA SAHİP OLDUĞUNU ANLAYIP KABUL EDERKEN KENDİ YOLUMUZU ÇİZMEMİZ GEREKTİĞİNİN VE KENDİ FİNCANIMIZI DOLDURMAMIZ GEREKTİĞİNİN SEBEBİ BU
----HER İNSANDA FARKLI FİNCANLAR OLDUĞUNU ANLAMAK VE KABUL ETMEK GEREKİYOR, BUNLARIN HEPSİ AYNI OKYANUSTAN GELİYOR
----VE YARGILAYICININ ALLAH OLDUĞUNU...